Pollyanna ortaokuldayken okuduğum bir kitaptı. Çok da güzel bir kitaptı ve tavsiye de ederim. Ama bu kitaptan yolaçıkılarak deyimleşegelmiş bir kelime vardır ki nefret ederim; polyannacılık.
Pollyanna elindeki küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarmaya çalışan, bana göre zavallı bir kızın öyküsü. Bu oyun, pollyannacılık, islamdaki şükretme kavramına biraz benziyor ama bence değil. Özellikle de kitabın batı kaynaklı oluşu ve kapitalist bir ekonomik sistemden çıkmış olması bu kitap hakkındaki yargılarımı iyice sertleştiriyor.
İşin açığı bu kitabı sevmiyorum, sebebi de insanları şükretme adı altında köleleştirmeye, boyun eğmeye sonuç olarak da tembelliğe ittiğini düşünüyorum. Bu kitapta şükretme kavramı saptırılıyor, yada istemeden sapıyor, orasını bilemiyorum artıık.
Birşeye ulaşamayacağımız zamanlar vardır. Ona hiç bir şekilde ulaşma imkanımız yoksa elimizdeki şyleri düşünmek ve şükretmek, ona mutlu olmak iyi birşeydir. Ama bazı şeyler vardır ki aslında ulaşılabilirdir. Sadece biraz çalışmamız ve ona yaklaşmamız gerekmektedir. Bizse ona bakar ve elimizdekine şükrederiz. Hiç bir çaba harcamadan. SAdece şükrederiz.
Nedense bu kitabın hep o hissi uyandırdığını düşünürüm. Kitabı okuyalı oldukça uzun zaman oldu, belki bu yüzden bu yazdıklarım bir önyargıdan öteye gidemeyebilir. Sonuçta benim için kitap bahanedir amaç fikirlerdir.
Bu yazıda da bir fikir vardı kendi çapında.
Patch Adams: Anarşist Palyaço Doktor!
2 gün önce