Pollyanna Nereye kadar?

Pollyanna ortaokuldayken okuduğum bir kitaptı. Çok da güzel bir kitaptı ve tavsiye de ederim. Ama bu kitaptan yolaçıkılarak deyimleşegelmiş bir kelime vardır ki nefret ederim; polyannacılık.

Pollyanna elindeki küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarmaya çalışan, bana göre zavallı bir kızın öyküsü. Bu oyun, pollyannacılık, islamdaki şükretme kavramına biraz benziyor ama bence değil. Özellikle de kitabın batı kaynaklı oluşu ve kapitalist bir ekonomik sistemden çıkmış olması bu kitap hakkındaki yargılarımı iyice sertleştiriyor.

İşin açığı bu kitabı sevmiyorum, sebebi de insanları şükretme adı altında köleleştirmeye, boyun eğmeye sonuç olarak da tembelliğe ittiğini düşünüyorum. Bu kitapta şükretme kavramı saptırılıyor, yada istemeden sapıyor, orasını bilemiyorum artıık.

Birşeye ulaşamayacağımız zamanlar vardır. Ona hiç bir şekilde ulaşma imkanımız yoksa elimizdeki şyleri düşünmek ve şükretmek, ona mutlu olmak iyi birşeydir. Ama bazı şeyler vardır ki aslında ulaşılabilirdir. Sadece biraz çalışmamız ve ona yaklaşmamız gerekmektedir. Bizse ona bakar ve elimizdekine şükrederiz. Hiç bir çaba harcamadan. SAdece şükrederiz.

Nedense bu kitabın hep o hissi uyandırdığını düşünürüm. Kitabı okuyalı oldukça uzun zaman oldu, belki bu yüzden bu yazdıklarım bir önyargıdan öteye gidemeyebilir. Sonuçta benim için kitap bahanedir amaç fikirlerdir.

Bu yazıda da bir fikir vardı kendi çapında.

Bir film bir insan hayatını nasıl etkiler?

İzediğin bir filmden bir şekilde etkilenmiş olmanız normal, zaten film izlemekteki amacımız bu değil mi? Oturup ağladığımız filmler olmuştur ya da gülmekten kırıldığımız, korkudan donmuzua etmesek bile titrediğimiz de olmuştur yada geril geril gerildiğimiz. Ama bunlar anlık etkilerdir. Ama insanın hayatının geri kalanını etkileyen filmler vardır ve sayısı çok da fazla değildir.

Peki hangi filmlerdir bunlar? Valla film kültürüm çok fazla geniş değil ama bu soruya verilecek cevap da çok zor değil. Aklıma ilk gelen film Fight Club yani Dövüş Kulübüdür.

Bu filmin felsefesini hayat felsefesi yapıp, aldığı paraları bir günde bitiren ve gerikalan 39 günü aç geçiren insanlara şahit oldum. Yine bu film yüzünden sokağın ortasında hiç gerek yokken bizzat yumruk yumruğa kavga ettim ve karşıdakini bu saçma şey için suçladığımda  fight club felsefesini anlamadığım için suçlandım. Ve daha neler neler...

Peki nedir bu dövüş kulübü filmini bu kadar etkili kılan. Get up stand up dont give up the fight olark özetleyebilirmiyiz, ya da hergün hayatımıza gereksiz ihtiyaçlar sokan ve bizi tüketim canavarına dönüştüren kapitalizme karşı olan tepkisi mi. Ben filmi sadece edward nortonu kendime yakın olduğum için sevdim. Diğerleri ise kendilerinde olmayanın bradd pitt de olduğu için sevmişlerdir büyük ihtimal.

Ama film en çok insana kendini önemli hissettirdiği için sevilmiştir. Dünyada ben merkezli yaaşamanın ve başkalarının söylediklerini kafaya takmamanın dayanılmaz rahatlığını hisettirdiği için de sevilmiş olabilir.

Ama bir film insan hayatını bu derece nasıl etkilkeyebilir. Sizin hayatınızı etkileyen böyle bir film var mı?

En sevdiğiniz roman kahramanı?

Bu soruyu bir yerden hatırlıyorsunuz, evet hotmaile üye olurken karşınıza çıkıyor. Başka yerde görmüş olma ihtimaliniz de var tabii. Ama sırf hotmail yüzünden de soruya temkinli yaklaşmayın. Merak etmeyin gizli sorunuzu kullanarak sizi hacklemeye çalışmayacağız. Söz.

Amacımız daha önce başka konularda yapmaya çalıştığımız gibi bir liste oluşturmak. En sevilen Roman kahramanları listesi. Diğer listelerde olduğu gibi ilk girdiyi ben yazıyorum. Evet açıklıyorum benim en sevdiğim roman kahramanım Suç ve Cezadaki Raskolnikov dur. Sevmemnin nedene genelde herkesinkiyle aynı; kendi kişiliğimden bir şeyler bulmam ve bazı özelliklerini kendimle özdeşleştirmem.

Ama sevdiğim bazı roman kahramanları vardır ki başkahraman bile olmadıkları halde ilgimi çekerler. Örneğin Don kişottaki Dülsine, ya da Dülsineya, herneyse. Nietzsche nin sevgilisi Salome... Sanırım bunlar da bendeki eksklik ya da özlemlerden kaynaklanan bir şey. Neyse kendimden çok fazla bahsettim. Bu yazıyı okursanız, ki okursunuz (hatta okuyorsunuz) Kendi favorinizi yazmayı unutmayın.

Premack ilkesi

Daha öönce kpss için dersaneye yazıldığımı söylemiştim. Dün ilk deneme sınavını yaptık. Sonuç tabii ki berbat ama vakit daha erken o yüzden pek problem etmiyorum. Sınavda bildiğim halde yapamadığım bir soru vardı. Premack İlkesi.

Soru aynen şöyle:

Üçüncü sınıf öğretmeni Ayşe hanım, matematik dersini dikkatli dinledikleri için öğrencilerinin resim dersinde bahçeye çıkmalarına izin vereceğini söylemiştir. Ayşe öğretmen öğrencilerinin matematik dersini dinlemeleri için ne tür bir pekiştirme yöntemi kullanmıştır?

  1. Olumsuz Pekiştirme

  2. Premack İlkesi

  3. Sürekli Pekiştirme

  4. Simgesel Pekiştirme

  5. Değişken aralıklı pekiştirme


Premack İlkesi  kaynaklarda şöyle geçiyor:


bu ilke büyükannenin kuralları olarak da bilnir.bu ilkeye göre çok sık görülen davranış pekiştireç olarak kullanılarak, az gösterilen davranış ortaya çıkarılamaya çalışılır.şöyle ki; sebze yemeyi sevmeyen ama tatlıyı çok seven bir çocuğa sebze yedirmek için "sebze yemeğini yedikten sonra tatlı yiyebilirsin " denmesi gibi


Bilmiyorum konu bilgim yok ama soru bana biraz falsolu geldi. Yorum sizin.

En iyi felsefe kitapları

Felsefe lafını duyunca bile ürken bir sürü insan biliyorum. Sebebi büyük ihtimal eğitim sistemi ve genelde kafayı tırlatmış olan felsefe hocaları. Onlar sayesinde felsefeyi kavrayamıyor ve hakkında bişe öğrenemediğimiz için de malesef sevemiyoruz daha doğrusu korkuyoruz.

Örnek; bizim lisede bir felsefe hocamız vardı ki akıllara zarar. 30-35 yaşlarındaydı, belli ki evde kalmıştı ve bunun üzerini örtmek içinde feminist ayaklarına yatıyordu. Bence tek sebeb erkeklerden intikam alma hırsıydı. Düşünün bir kere, 30 kişilik bir sınıf, 22 kız 8 erkek ve kızların hepsinin felsefe dersi 5 erkeklerde ise en yüksek 4.

Neyse efendim, konuyu dağıtmayalım. Diyorum ki, en güzel felsefe kitaplarının bir listesini yapabilirsek ve bunu yaygınlaştırabilirsek felsefe üzerindeki karabulutları dağıtabiliriz. Ne dersiniz?

İşte benim favori kitabım: Böyle buyurdu zerdüşt ve Nietzsche, neden mi bu kitap?

Efendim nietzsche nin en büyük ünü felsefeci olmasından gelir. Doğrudur da ama ben bu kitap da felsefeciden çok şair yönünü keşffettim. Bu adam filozof olmasaydı bence şair olurdu. Sebebini  merak ediyorsanız lütfen kitabı okuyunuz.

Bir diğer yönü ise tabii ki felsefi yönü :p. Felsefe soru sormaktır. Bu kitabı okurken soru sormaktan kendinizi alamazsınız. çünkü nietzsche her iki cümlede bir kendisiyle çelişir. Buna anafor mu afaroz mu ne diyorlar felsefede :D

Sonuç. Lütfen kendi favorinizi yorum kısmunda belirtin. Teşekkürler.

Nietzsche Ağladığında ve Irvin D. Yalom

Kitapları büyük yapan başyapıt yapan genelde yazarlarıdır, onların kitabı nasıl yazdıklarıdır yani üsluplarıdır. Ama bu öyle bir kitap ki okunma sebebi bence tamamen konusu, daha doğrusu başlığıdır yani Nietzsche.

Benimde kitabı alıp okuma sebebim de kesinlikle başlığıydı, çünkü ben bir nietzsche haynaıyım ve onun adının geçtiği her şeyi okuma gibi baş belası bir hisse sahibim. Bir diğer okuma sebebim ise daha önce de bahsetmiş olabileceğim gibi psikolojik romanlara olan ilgim. Bu arada irvin d. yalomun psikiyatri profesörü olduğunu söylemeliyim. İşte bu sebebler gidip bu kitabı almama zemin hazırladı ve aldım.

Kitabı alma hikayem de bir o kadar ilginç aslında. Kitabı bir çok yerden sordum ve fiyatının her yerde aynı olduğunu öğrendim. Tam 22 ytl. Öğrenci olduysanız bu parayı bir kitaba vermenin zor olduğunu bilirsiniz. Ama benim gibi gereksiz bir vicdan sahibiyseniz korsan kitap da alamazsınız.

Neyse bir gün bir kitapçıdas bandrollü kitabı 5 ytl ye buldum. Basımında hatalar vardı ama baskı hatasıdır diye geçtim. Ama daha sonra kitabın korsan olduğunu öğrendim, okuyup aradan 2 ay geçtikten sonra. Sonuç; bandrole dahi güvenmeyin adamlar aynısını yapıyor :D

Konuya dönelim; kitabın konusu nietzsche ve onun ümitsizliği. Onun aşık olduğu kadın salome ve bir doktor olan breuer. Ara sıra kitapta psikanalizin kurucusu olan sayın freud da geçiyor.

Breuer salomenin ricasıyla nietscheyi tedavi etmeye çalışıyor ama bunu yapabilmesi için de nietscheyi ikna etmesi gerekmektedir. Bu arada kendi hastalığının da farkında değildir. Bu iki adam kitap boyunca birbirinin psikolojik sorunlarını ve nietschenin o dayanılmaz başağrılaını iyileştirmeye çalışırlar.

Mutlaka okunulması gereken bir kitap ve benim daha sonra açmayı planladığım en iyi psikolojik roman listesindeki ilk sıranın sahibidir.

Bu arada bu irvin d. yalom daki d. nin ne olduğunu bilen var mı :D

Beyne zarar veren 10 alışkanlık

Beyni tarif etmeye ve önemini anlatmaya gerek yoktur sanırım. O yüzden direk konuya giriyorum ve günlük yaşamda farkında olarak ya da olmayarak yaptığımız ve beynimize zarar verdiğimiz 10 alışkanlık:

Kahvaltı Yapmamak: Kahvaltı yapmayan insanlar daha düşük kan şekerine sahip olur ve bu da beynin çalışmaı için gereken besinlerin beyne daha az gitmesine ve sonuç olarak beyinin zarar görmesine sebb olur.

Aşırı tepki: Beyin damarlarının zorlanmasına ve sonuç olarak da mental gücün zayıflamasına sebeb olur.

Sigara içmek: Beynin büzüşmesi ya da çökmesine sebeb olur ki sonuç alzaymır(Alzheimer) a kadar ilerleyebilir.

Yüksek Şeker Tüketimi: Aşırı şeker tüketimi protein alımını engeller ve bu da dengesiz beslenmeyle birlikte bene zarar verir.

Hava Kirliliği: Bu bir alıkanlık olmasa da beyne zarar veren önemli etkenlerden biridir. Çünkü vücutta oksijeni en çok kullanan organ beyindir ve oksijenin eksikliği en çok beynin çalışmasını engeller.

Uyku bozukluğu: Uyku beynin kendini dinlendirdiği bir dönemdir ve uyku da bozukluk düzensizlik beynin yeterince dinlenmemesine sebeb olur.

Uyurken kafayı tamamen kapatmak: Uyurken kafanızı tamamen kapatmak karbondioksit miktarının artışına ve oksijen miktarının azalmasına dolayısıyla benyin çalışmasında bozukluğa sebeb olabilir.

Hastayken beyni çalıştırmak, yormak: Hasta hasta beyni yoracak işlerde çalışmak beyin verimliliğini düşürür.

Düşünmemek: Beyin düşünmek için vardır ve beyni açalıştırmanın en iyi yolu düşünmektir.

Az konuşmak: Entellektüel konuşmalar beynin çalışmasını ve daha verimli olmasını sağlar.

Bu kadar. Umarım bu bilgiler işinize yarar.

İnsan ne ile yaşar ve Tolstoy

Tolstoy bir çok kitap yazmıştır. Bunların içinde en ünlüsü şüphesiz Savaş ve Barış romanıdır. Romanları o kadar ün salmış ki bence insan ne ile yaşar gibi hikaye kitapları ve itiraflarım gibi otobiyografik ve felsefi kitapları bunların gölgesinde kalmış ve gereken değeri kazanamamıştır. Oysa ki bu kitaplar insanların kafasında dolaşan bazı temel soruları kısa ve öz şekilde cevaplamıştır.

İnsan ne ile yaşar kitabı işte böyle her insanın kafasını kurcalayan tanrı ile olan problemleri incelemiş ve insanın bir yaşama sebebinin olduğunu belirlemiştir.

Kitap 7 hikayeden oluşur. Ver bir hikaye insanın bu dünyada kendine sorması gereken ve cevabını alamazsa rahatlayamayacağı temel ruhsal problemleri inceler.

Her insanın kitaplığında olması gereken ve çocuğuna mutlaka okutması gereken eserlerden biri.