Sosyal Zeka Nedir?

Bugün psikoloji alanında çığır açmış kitaplardan birine başladım. Normal bir insana psikolojinin çekici yanları bu kadar ilginç ve eğlenceli anlatan nadir kitaplardan biri. Kitabı bana veren arkadaşımın sıkıcı ve ağır tabirlerine rağmen. Ama içindekilerin can alıcı bilgiler olacağı konusunda da beni uyarmıştı ve eklemişti; "Eğer sonuna kadar sabredersen psikoloji hakkında çok şey öğreneceksin."

Bahsettiğim kitap,Daniel Goleman'ın Sosyal Zeka kitabı. Kitabın henüz kırkıncı sayfasındayım ve şu anda bile çok şey öğrendim diyebilirim... Öğrendiklerimi sizlerle daha sonra paylaşacağım ama önce sosyal zeka hakkında birkaç yüzeysel bilgi:

Sosyal Zeka insan aklının en önemli özelliklerindendir. Ünlü eğitim bilimci Humprey’e göre insan zihninin en yaratıcı kullanımı, insan ilişkilerini etkili olarak sürdürmekle olur.
Kişilerarası – Sosyal Zeka insanlarla birlikte çalışabilme, Sözel – Bedensel Zeka dilini etkili bir biçimde kullanarak çok farklı karakterlere sahip insanlarla kolaylıkla iletişim kurabilme, insanları yönetebilme, onlarla uyumlu çalışabilme ve insanları ikna edebilme becerisidir.

Sosyal Zekaya Sahip Bireylerin Özellikleri :

1. Yaşıtları ile ya da farklı yaş grupları ile birlikte olmaktan zevk alır.
2. Diğer insanların duygularına karşı duyarlıdır.
3. Diğer insanları konuşmaları ile etkiler.
4. Grup ve takım çalışmalarından, çok özel ve mükemmel ürünler ortaya çıkararak, gruplar halinde çalışmaktan zevk alır.
5. Farklı kültürler, farklı yaşam tarzları konusunda çok meraklıdır.
6. Çok küçük yaşlarda bile toplumsal ve politik sorunlarla ilgilenebilir.
7. Güçlü bir espri yeteneğine sahiptir.
8. Davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilir.
9. İnsanların her tür davranışına karşı kabul edicidir.
10. Sözel ve bedensel dili etkili bir biçimde kullanır.
11. Farklı ortamlara, farklı insan topluluklarına girdiklerinde kolaylıkla uyum sağlayabilir.
12. İnsanları organize etme yetenekleri vardır.Liderlik vasıflarını taşır.

Kitabı okudukça ve öğrendikçe kendi fikirleimle birlikte burada yazacağım. Görüşmek üzere...

Hitler'in Psikopatolojisi

Hitler'in Psikopatolojisi, kapağındaki tanımıyla; "Kendisiyle ve dünyayla kavga eden bir adamın ruhsal portresi", 20. Yüzyıla damgasını vuran bir adamın ruhsal analizini içeren bir rapor, bir kitap. Kitabın isminde Hitler kelimesi geçtiği için doğal olarak bir ilgiçekecektir. Ama olayların kahramanı sıradan bir insan olsa bile benim için çok ilginç bir kitap.

Kitap Hitleri çeşitli yönleryle ele alıyor ve tarafsız bir şekilde analiz etmeye çalışıyor. Bu yönler şunlar: Kendi inancına göre hitler, halın tanıdığı hitler, kurmayının tanıdığı hitler, kendisinin tanıdığı hitler vs... Kitabın en can alıcı noktası ise, Hitler'in çocukluğundan başlayarak psikoseksüel kurama göre analiz edildiği son bölüm; ruhbilimsel çözüm ve bireşim.

Kişisel: oldukça başarılı ve faydalı bir rapor olsa da Htlerin gerçek kişiliği hakkında gerçek bilgiler vermekten öte gidemeyen bir kitap. Ancak sıradan bir insanın psikolojiyi sevmesi, insanın iç dünyası hakkında bilgi sahibi ve yorum gücüne sahip olması açısından vazgeçilmez, inanılmaz derecede akıcı ve heyecanlı bir ktap.

Benim açımdansa, hitler hakkındaki tartışmalarda hava atmaya yarayacak bilgiler verecek, ve boş zamanlarda okunacak bir boş zaman geçirgeci. Psikoloji hakkında öğreneceğim çok şey var ve bu kitap bana yeterince gaz verdi...

Çıkardığım dersler; detaylı bir şekilde düşünüp olası sonuçları derlemedim ama kitabı okurken aklıma gelen birkaç sonuç vardı elbet. Bunlardan bir tanesi, klasik olacak ama, bir insan ne kadar zayıf ne kadar kompleksli olursa olsun büyük işler yapmak çin yeterince güçlüdür.

İkincisi, dünyadaki hemen hemen tüm liderlerdeki ortak bir özellik; kompleksleri... Bu kitap bana tarihe mal olmuş diğer ünlü kişileri de incelemem için bana bir fikr verdi. Çünkü bildiğim bir çok lider, kompleksleri olan ama bu kompleksleri üstün yönleri haline getiren kişilikler. Bu sayede tarihteki sahip oldukları yerdeler...

Sonuç: Bu ktabı bana veren ve tavsiye eden, pdr bölümü mezunu ve şu an amerikada master yapmak için hazırlıkta olan bir arkadaş. Kendisine teşekkür ediyorum ve sıradaki kitabı beklediğimi belirtmek istiyom...

Bu arada kitabın yazarı: Walter C. Langer çevirenler: Kemal Bek, Zeki Çağlayan...

Psikoterapi

Psikoterapi insanların konuşarak birilerini psikolojik olarat rahatlatması ya da tedavi etmesi demek. En azından benim anladığım bu... Ve bir arkadaşımdan insanın kendi kendine konuşarak da kendini rahatlatabileceğini, tedavi edebileceğini öğrendim. Bu arkadaş psikolojik danışma ve rehberlik bölümünden mezun, yani alanında uzman bir kişi.

Bu tezden yola çıkarak blogculuğun da kendi çapında bir terapi olduğu sonucuna vardım. Ve Mentlog da Psikoterapi konulu bir bölüm açıp buraya da o an içimden ne geçiyorsa yazmaya karar verdim. Ve bunu, şu an ziyaretçisi olmasa da, diğer takipçilere de açmaya karar verdim. Böylece kendimizi ve birbirimizi anlama konusunda yol katedebileceğimizi düşündüm.

İlk terapiyi bugün yapacaktım ama artık olmaz. Sonraki terapilerde görüşmek üzere...

Sizi İyi Hissettirecek Filmler

Bir zamanlar bir film izlemiştim sinemada... Adı Beyaz Melek. Aslında çok beğenilen bir filmdi ve izleyicilerden genelde olumlu eleştiriler almıştı. Bense filmden çıktığımda şöyle düşünmüştüm, eğer bir gün bir film çekersem bu film insanları iyi hissettirmeli onlara ümit ve huzur vermelidir. Böyle düşünmemin sebebi filmin beni gerçekten boğması ve kötü hissetmeme neden olmasıydı.

Bugün de şöyle düşündüm, nerden esti bilmiyorum, zaten böyle filmler var. Bu düşünce Will Smith'in  Umudunu Kaybetme filmini hatırlayınca geldi aklıma. Sonra düşündüm bu film beni gerçekten iyi hissettirmişti. Ve bunu yapabilen başka filmler de vardı. Listesini yapmalıyım ve bu filmleri başkaları da izlemeli dedim. İşte benim listem:
  1. Will Smith: Umudunu Kaybetme
  2. Adam Sandler: İlk Elli Öpücük
  3. Tim Robbins :Esaretin Bedeli
  4. Slumdog Millionaire
  5. Forest Gump
  6. The Truman Show
  7. Shrek
  8. Ratatouille
Liste elbet uzayacaktır ama bu sırada kendi filmlerinizi yazmayı unutmayın...

Üzülmek iyidir!

Gün geçmiyor ki bir araştırma bir şey hakkındaki görmediklerimizi görmesin, şimdiye kadar doğru bildiğimiz herşeyi yıkmasın, şaşırtmasın. Her şey bir delinin çıkıp, “Dünya yuvarlaktır.” demesiyle başladı. Ne gerek vardı efendim, tepsi gibi düz bilseydik. Eskiler şanslı, bu tür şeyler yüzyılda bir oluyordu. Artık bilim de çok hızlı, hergün yeni bişeler bulunuyor. Başımız döndü yaw!

Neyse efendim, son buluş, başlıktan da anlayacağınız gibi hüzünlenmek ve depresyon üzerine. Üzüntünün sağlığınıza iyi geldiğini biliyormuydunuz? Dinimizde bir inanış vardı, doğru;”  Her işte bir hayır vardır.” diye. Ama bunu pek de ciddiye almıyorduk.

Bizim bir şeyi ciddiye almamız için sanırım yabancılar tarafından söylenmiş olması gerekiyor, bir başka fobi konusu. Neyse efendim, araştırmamıza dönelim. Bir deyiş vardır, amerikan filmlerinde çokça çıkar, “öldürmeyen acı, kuvvetlendirir.” diye. Durum tam olarak böyle. Acı çeken insanlar hayata karşı daha esnek oluyorlarmış ve bu da daha büyük başarılara ulaşmayı kolaylaştırıyormuş.

Diğer taraftan, acılara, depresyona karşı ilaçlı tedavi yoluna gitmek ise  zararlı etki yapıyormuş. Çünkü bu vücudun duygusal olarak olgunlaşmasını engelliyormuş. Bir nevi duygusal bağışıklığı zayıflatıyormuş yani.
Araştırmayı yapan Prof Wakefield,  New York Universitesinden. Yazının orijinali burda. Uzundu tam okumaya rindim. Sizler okursunuz artık merak ediyorsanız:
Sadness is good for you, scientists say